Yapay Zekâ Fikri Mülkiyet Haklarına Sahip Olabilir Mi?

 

Yazımızın hukuki boyutuna geçmeden önce yapay zeka kavramından ne anlamamız gerektiğinden bahsedilmelidir. Türkçe sözlükteki tanımı ile “zekâ” kavramı ile ifade edilen husus; “insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, ahlak, dirayet, zeyreklik, feraset” şeklindedir. Bahsedilen kavramlar, yapay zekâ olarak adlandırılan kavramdaki “zekâ” terimi ile doğrudan bağlantılıdır. Bir yapay zekânın kendisinin 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu (“SMK”) hükümleri çerçevesinde korumaya tabii olup olamayacağı değerlendirmesi yapıldığında, SMK madde 82’ye bakmak gerekecektir. İlgili maddede bilgisayar programlarının patent korumasından yararlanamayacağından bahsedilmiştir. Bilgisayar programları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) hükümlerince korunmaktadır. Burada “bilgisayar programları” kavramı aslında yazılımları kastetmektedir.

Bir yazılım, bir makine ile birleştirilerek patent korumasından yararlanabilen bir buluşa pek tabii dönüştürülebilir. Eğer bir bilgisayar yazılımı, bir makineye yüklenerek sanayiye uygulanabilir bir buluş ortaya çıkarılırsa, bu buluş patent korumasından yararlanabilecektir.

Yapay zekâ karmaşık problemlerin çözülmesinde hâlihazırda kullanılmaktadır. Yeni ürünlerin ve süreçlerin geliştirilmesinde de yapay zekâdan yararlanılmaktadır. Yapay zekâ sistemleri sıklıkla herhangi bir insanın müdahalesi olmadan edindikleri bilgilerden öğrendikleriyle kendilerini geliştirebilen algoritmalara sahiptirler. Makine öğrenmesi, bir bilgisayarın zeki olması için programlanması ve aynı zamanda o makinenin çevresinden öğrenmesi ve böylelikle performansını zaman içinde geliştirmesi üzerine bir yaklaşımdır. Yapay zekâ altında bulunan bir diğer yaklaşım ise derin öğrenmedir (deep learning). Yapay zekâ kümesinin bir alt kümesi olarak makine öğrenmesi ve onun da bir alt kümesi olarak derin öğrenme gösterilebilir. Derin öğrenme kavramından bahsedilmeden yapay zekâdan bahsetmek anlamsız olacaktır. Derin öğrenme, yapay sinir ağları insan beynindeki biyolojik sinir ağlarından esinlenilen istatistiksel modellerdir. Derin öğrenme belli bir tipteki sinir ağlarını ve ilgili algoritmaları ifade eden bir terimdir.

Derin öğrenme yapay nöron/sinir ağlarının kullanılmasına dayanan bir makine öğrenmesi tekniğidir. İnsan beynindeki sinir hücreleri olan nöronların birbirleriyle iletişiminin yapay olarak taklit edilmesine dayanan derin öğrenme tekniği güçlü bilgisayarlarda uygulanabilmekte, böylelikle daha büyük ve karmaşık problemler çözülebilmektedir.

Patent alanında yapay zekâ yazılımları günümüzde hâlihazırda herhangi bir insan katkısı olmaksızın pek çok alanda buluş yapabilmektedir. Örneğin Hitachi Şirketi’nde çalışan mühendisler Japon hızlı trenlerinin önü için bir burun konisi tasarlayabilecek şekilde bir bilgisayarı programlamıştır. Başka bir örnek Covid-19 nedeniyle geliştirilen bir yapay zekâdır. Bu yapay zeka, hastaların bilgisayarlı tomografi sonuçlarını incelemekte ve hafızasındaki bilgileri kullanarak verileri analiz etmektedir. Akciğerde hasar varsa bu hasara korona virüsün yol açıp açmadığının tespitini de yapabilmektedir. Bir diğer örnek olan BlueDot’a ait yapay zekâ, Dünya Sağlık Örgütü ya da Hastalık Kontrol Merkezlerinden günler önce korona virüs tehdidine yönelik uyarılarda bulunmuştur. Yapay zekâ ve fikri mülkiyet hukuku ilişkisine gelindiğinde, fikri mülkiyet hukukuyla ilgili mevzuatların insan zekâsının ürünlerinin korunması amacıyla hazırlandığı görülecektir. Tüm dünyadaki bu alana ilişkin mevzuatlara bakıldığında görülecektir ki bu mevzuatlar makineler düşünülerek hazırlanmamıştır. Mevzuatlarda veya içtihatlarda düzenlenmemelerinden dolayı, bir yapay zekânın ortaya çıkardığı bir ürün olduğunda, bu ürünün fikri mülkiyet hakkının kime ait olacağı ya da bu üründen doğan zararların kim tarafından karşılanacağı gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bir dip not ekleyelim; bir yapay zekâ derin öğrenme metodu ile üretildikten sonra yapay zekânın ne üreteceği ya da ne öğreneceğini inşa eden insan da dâhil herhangi biri tarafından kontrol edilememektedir. Bir örnekle açıklarsak, bir insan tarafından yaratılan bir yapay zekâ tarafından hiçbir müdahale olmadan otonom bir araç tasarlandığını ve bu aracın trafiğe çıktığını farz edelim. Bu aracın patent, marka gibi fikri mülkiyet haklarının kime ait olacağı belirsizdir. Bu aracın bir kaza yapması durumunda zararı kimin karşılayacağı veya cezai yaptırımla kimin muhatap olacağı da belirsizdir.

Yapay zekâların ortaya çıkardıkları ürünlerin haklarının kime ait olması gerektiği, bu ürünlerden doğan bir zarar ortaya çıkarsa zararın kim tarafından ve nasıl karşılanacağı sorunlarına ilişkin çözüm üreten 4 yaklaşım vardır. Bu yaklaşımlar aşağıda açıklanmıştır.

  • Yapay Zekâ Sistemlerine Sahip Olan Kişinin Fikri Mülkiyet Haklarına da Sahip Olması Yaklaşımı

SMK madde 3’te bu kanunun sağladığı haklardan yararlanacak kişilerden söz edilmektedir. Böylece SMK’da yer alan fikri ürünlerin korunmasından yararlanabilmenin ilk şartı olarak Medeni Kanun anlamında “kişi” olmak gerekmektedir. Bu anlamda günümüzdeki şartlarda yapay zekâlara böyle bir hak verilememektedir. Üstelik yapay zekânın doğrudan fikri hak sahibi olması bu hakkın ihlali halindeki hukuki koruma mekanizmalarının nasıl işletileceği veya mevcut yasalarımızdaki sadece Medeni Kanun kapsamındaki kişilerin bu hakka sahip olabileceği hükümlerinin yeniden ele alınmasını gerektirecektir.

İleride yapay zekâ sistemlerine hukuki kişilik atfedilmesi halinde en azından ticaret hukukundaki perdeyi aralama doktrininin yasal bir hüküm olarak yer alması, gerçek kişilerin haksız ve kötü niyetli işlerinin önüne geçilmesi açısından önemlidir.

  • Yapay Zekâ Sistemlerine Sahip Olan Kişinin Fikri Mülkiyet Haklarına da Sahip Olması Yaklaşımı

Bu yaklaşıma göre ise yapay zekâ sistemleri tarafından ortaya çıkarılan buluşların veya fikir ürünlerinin haklarının sahibi, bu sisteme sahip olan gerçek veya tüzel kişiler olmalıdır. Bu yaklaşımın avantajı fikri mülkiyet haklarının korunabilmesinin mevcut kurallarda çok daha az değişiklik gerektirecek şekilde çözülebilmesidir. Dezavantajı ise toplumsal/ekonomik/politik açıdan kazandıkları güç ile neredeyse devletleşen teknoloji şirketleri himayesinde geliştirilen güçlü yapay zekâların yarattığı eser veya buluşların fikri hakları ile giderek tekelleşmesi riskidir. Devletlerin sadece kanun üzerinde kalsa da toplumsal yükümlülükleri varken, özel şirketlerin kamusal yükümlülükleri oldukça sınırlıdır. Yapay zekâ ürünü olan fikir ürünlerinin haklarının bu teknolojileri elinde bulunduranlara atfedilmesi halinde teknoloji ve bilginin belirli ülkelerde ve hatta belirli şirketlerde toplanması ve bunun sonucunda ise sosyal ve ekonomik sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu sorunların aşılması için yapay zekâlara belirli “etik değerler” verilmesi ve bu değerler ile çalışmalarının sağlanması önerilmektedir. Fakat bu değerlerin ne olacağı ve kim tarafından belirleneceği ise bir başka tartışma konusudur.

  • Kamuya Mal Etme Yaklaşımı

Yapay zekâ yazılımını tasarlayan ile son kullanıcının her ikisinin de yapay zekâ sisteminin eser yaratmasında etkisi var ise ve bu etki birbirinden ayrılamıyorsa ortaya çıkan eserin sahipsiz olarak kabul edilmesi gerektiği ve kamunun malı olarak değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu yaklaşıma güzel bir örnek, 1962 yılında Volvo’da çalışırken üç noktalı emniyet kemerini bulan Nils Bohlin’in potansiyel kârdan vazgeçerek buluşunun patentini insan hayatını kurtarması için tüm otomobil şirketlerinin kullanımı için kamuya açmasıdır. Bu yaklaşım, geliştirdiği yapay zekâ sisteminden kâr edemeyeceği bilerek, insanların bu sistemleri oluşturacak yazılımları yazmalarının çok pratik görünmemesi sebebiyle gerçekçi bulunmamaktadır.

  • Yapay Zekâ Sistemlerine Sahip Olan Kişinin Fikri Mülkiyet Haklarına da Sahip Olması Yaklaşımı

Bir diğer ve oldukça yenilikçi bir yaklaşıma göre ise yapay zekâ sistemlerine tüzel kişiliğe benzeyen bir “elektronik kişilik” verilmesi, aynı şekilde yine bu sistemlere özel bir sigorta sistemi geliştirilmesi ve yapay zekânın elektronik kişilik altında hak ve borç sahibi olabilmesi yaklaşımıdır. Bu yaklaşımı yukarıda verdiğimiz otonom araba tasarlayan yapay zekâ sistemine uygulayalım. Bu durumda, yapay zekâ bu ürettiği otonom aracın fikri haklarına sahip olacak ve bu haklardan bir gelir elde edecektir. Bu gelir yapay zekâ sistemine ait elektronik kişilik bünyesinde toplanacaktır. Yapay zekânın ürettiği bu buluş nedeniyle maddi bir zarar ortaya çıktığında bu zarar yapay zekâ sistemine ait bu hesaptan karşılanacak ya da özel geliştirilen sigorta sisteminden ödenecektir. Cezai sorumluluğu için ise tüzel kişilere uygulanan özel güvenlik tedbirlere benzer düzenlemeler yapılacak ve bu durumda da yine yapay zekâ sisteminin elektronik kişiliği sorumlu olacaktır.

[1] Bu makale 14 Nisan 2020 tarihinde İzmir Barosu tarafından yapılan, konuşmacı Av. Alper Tunga

Detaylı Okuma Yapmak İsteyenler İçin:

Demiralp’ın seminerinden alınan notlarla hazırlanmıştır. Seminerin YouTube yayınına ulaşmak için tıklayınız.